
29 Temmuz 2009
İşte başlıyoruz….
Uzun koridorlarda sessizlik var. Saat 13:45. Tam olarak iki saat kırkbeş dakika önce Özel Fatih Kollejinin 200 lise bir öğrencisi deneme sınavına girdi. Okul müdürü Efdal Bey, bu dönemden çok ümitli. Geçen sene tam on iki öğrencileri üniversiteyi kazanamadı. Başarı oranlarındaki bu düşüş bazı öğretmenlerin canını yaktı ama iyi de oldu.
Şimdi anaokulundan itibaren yetiştirdiği bu yeni nesilden yüzde yüz başarı bekliyor. Aralarında bir kişi hariç hiç sonradan gelme yok. Hepsi onun kızları, onun oğulları. Tıpkı tüm öğretmenler gibi öğrencileri de onun için her şeyden önemli. Aralarında Türkiye derecesine girecek olanlar var. Şimdi kapısının önünde, koridorun başında sınavın bitmesini bekliyor.
Sınav zamanlarını çok seviyor. “Hayatınız zaten sınav olacak. Buna ne kadar erken hazırlanırsanız o kadar iyi” de en çok sevdiği sözü. Böyle birkaç sözü daha var. Sürekli tekrarlıyor. Bu sözleri söylemeden önce kareli metod defterine birkaç kere yazıyor ve imzalıyor. Basıldıklarında nasıl görüneceğini hayal ediyor. İmzası kusursuz olmalı.
Efdal Bey. 50 yaşına geldiğini söylemiyor. Evli. İki oğlu var. İkisi de Amerika’da siyaset bilimi okuyor. Oğullar iyi de keşke bir de kızı olsaydı. Kızı olsa adını Rana koyardı. Olmadı. Kızı olsa acaba nerede okurdu? Tüm eğitimiyle kendisi ilgilensin isterdi. İlim, irfan ve fazilet öğretirdi. En çok da fazilet. Şu zamanda bir genç kızın ihtiyacı olan temel eğitim faziletti. Okuldaki kızların kuralları delmek için orta ikiden itibaren türlü dalaveriler çevirdiklerinin farkındaydı. Acaba Rana da onlar gibi mi olurdu? Asla! Zaten bu kızların sonunu da iyi görmüyordu. Üniversite sıralarında disiplinsizliğin neler doğurabileceğine bizzat şahit olmuştu…
Efdal Bey. Herkes onu 45’lerinde biliyor. Annesini beş yaşında kaybetmiş. Babası on yıl sonra Ayşe Hanım ile evlenmiş. Kocası tarafından bir kız çocukla terkedilmiş, büyüdükçe o adı haketmediğini düşündüğü bir kadın. Efdal Bey Ayşe Hanım’ı; Ayşe’yi niye hatırlıyor. Durup dururken fesupanallah diyor kendi kendine. Ayşe öleli on yıl oldu. Babasının öldüğü günü hatırlıyor. Tarih aklına gelmiyor bi türlü. Daldın gittin diyor. Saatine bakıyor. Zil çalıyor.
Kimse koridora fırlamıyor. Çocuklar sınıfları yavaş yavaş boşaltıyorlar. Aceleci davranan bir ikisi Efdal Bey’i görüp hareketlerini birden yavaşlatıyor. Efdal Bey buna her zaman içten içe gülüyor. İki oğlan aralarında şakalaşırken gözlerini onların üstüne dikiyor. Böyle yapmayı da çok seviyor. İşte şimdi onu farkettiler ve münasebetsizce davranışlarını kestiler. O da bakışlarını onların üzerinden aldı. Artık rahatlar. Efdal Bey tekrar odasına dönecekken iki kızı tartışırken görüyor.
Efdal Bey kızlara uzun uzun bakıyor. Ama nafile. Kızlardan birisi Merve. Şu sonradan gelen. Dönem başından beri sinirlerini bozuyor. Sabah kontrolünden sonra eteğini birkaç kat yapıp kıvıranlardan. Şimdi sınav çıkışında bile bu belli oluyor. Eteği dizlerinin üzerinde. Saçları dağınık, lastik tokası düşmek üzere. Gömleğinin üstten bir iki düğmesi açık, kurdelesi bağlanmamış bile! Ayağında plastik tabanlı bez ayakkabılar. Hırpani bir görünüşü var. Sinirden yüzü kızarmış, belli yüksek sesle konuşuyor ama sözleri uğultunun arasına karışıp gidiyor.
“İki saattir sizi uyarıyorum. Bu ne terbiyesizlik!” Efdal Bey’in öfkesi kızları ürkütüyor. Her ikisi de bir adım geri çekiliyor.
“Koridorda bağırmak itişip kakışmak da ne demek? Sizin gibi kızlara yakışıyor mu? Biraz çevrenize saygınız olsun!”
Efdal gider gitmez kızlar kikirdiyor. Merve “Ulan amma acayip bir adam bu, hasta mıdır nedir… Nisa rica ediyorum bak bu sefer. Lütfen diyorum. Nolursun…
© 2026 enderayna.com | Powered by Sodamedya Interactive
Leave a Comment