Aylin

09 Eylül 2009

Aylin onsekiz yaşının tüm pervasızlığıyla az köpüklü bol sulu üçüncü birasını devirirken bir taraftan da göz ucuyla telefonuna gelen mesajı okuyordu.

“Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.”

Hemen bir cevap döşendi:

“Dönüşüm aile kurumunun bireyin yok edici yanlarını tüm korkunçluğuyla evrensel düzeyde yansıtan bir yazın metnidir.”

On yıl sonra mesajı atanla karşılıklı oturup bu ilk mesajı hatırladıklarında çok gülmüşlerdi. “Tamam kabul ediyorum, o zamanlar farklı olmak, anlaşılmak, beğenilmek hani yine o zamanlarda kullanacağım bir tabirle daha ‘sofistike’ görünmek istiyordum. Bir de sanki bunları bilen, okuyan, düşünen bir tek ben varmışım gibi hissediyordum. Birden Dönüşüm’ün ilk cümlesini görünce öyle abuk bir tepki vermiştim. Affet beni” dedi.

Oysa adam beş sene önce onu karşısında tekrar gördüğünde her şey için, aralarında olan olmayan her şey için onu çoktan affetmişti.

Aylin’in bu ‘sofistike’ mesajını karşı tarafta iki kişi okuyordu. Mesajı yazan Utku garip bir çocuktu. Dengesiz, karanlık, uzak ama bir o kadar da gizemli sıfatları sık sık onun için söylenirdi. Utku’nun iki önemli işi vardı: Öncelikle okuyacak ve yazacak, sonrasında insanlara yıllar sonra anlatacakları hikayeler verecekti. Utku’nun ne menem bir insan olduğunu sadece Utku bilirdi. İşte şimdi onun hemen yanındaki yerinde duramayan, “Süpersin abi tamamdır bu iş” nidalarıyla ağzından hevesli köpükler saçarak konuşan da Kaan’dı.

Kaan Aylin’le bir şekilde tanışmış, onu kendince haklı sebeplerle sevmiş, hatta bir kaç kere beraber çıkmışlardı. Ama bütün o yüzeysel konuşmalar, gülüşmeler, anılar arasında Aylin’in gizemlerini çözecek onu kendine bağlayacak bir çıkış noktasına bir türlü ulaşamamıştı. Utku ile o akşam buluştuklarında konu dönüp dolaşıp Aylin’e gelmiş; Utku da ‘insanlara anlatacakları hikayeler vermek’ misyonuyla olaya dahil olmuş ve Aylin’e ilk mesajı o atmıştı.

Bu mesaja cevap verirse gerisi gelir dedi. Doğru söylüyordu gerisi de geldi. Fakat Utku’nun daha önce hiç görmediği Aylin’i kısa bir süre sonra ilk kez Kaan’ın kollarında gördüğünde hissettiği pişmanlık da yadsınamazdı.

Hemen kendine kısa bir gençlik aşkı bu dedi. Nasılsa unuturum. Bu cümleyi kurduktan üç sene sonra Aylin’le sevişecek, dört sene sonra onunla evlenmeyi düşünecek, on sene sonra ise başka biriyle evliyken Aylin’le tekrar görüşecekti. Bu son görüşmeleri tahmininden daha zor geçecek, kafası karışacak, bir kaç gün geceleri uykusuz kalacak ve öylece tavana bakacaktı.

Aylin mesajı atar atmaz pişman oldu. Kaan’dan hoşlanıyordu. Ama doğrusunu söylemek gerekirse onun böyle bir adam olabileceği hiç aklına gelmemişti. Oğlanlar basit kızlar ister yanında dedi kendi kendine. İyi halt ettin. Ondan akıllı olduğunu düşünmesine izin vermemeliydin. Bu meseleyi bir süre en yakın arkadaşı Ebru ile tartıştılar. Dördüncü biradan sonra tartışma anlamsızlaştı. Beşinci biraya geldiklerinde Steven Soderbergh’in Kafka filmini tartışır olmuşlardı. Kaan çoktan sohbetin kenarındaki önemsiz bir detay olarak yerini alıvermişti.

Aylin bir yetmiş boylarında atletik bir kızdı. Uzun kumral saçları, yeşil gözleri, minik bir ağzı vardı. Brigitte Bardot burnuna iliştirdiği hızma ve üst dudağının sol kenarındaki bir milimlik ufak ben onu hatırlamanız için yeterli olurdu. Yine de gördüğünüz zaman çarpılmazdınız ona, etkisi yıllara yayılır, neşesi ve o bitip tükenmek bilmeyen konuşmaları herşeyin üstünde gelirdi.

Bir kaç damarı vardı ki kaşımaya görün: Filmler; 50’lerin Kara Filmleri’nden 90’ların post modern yapımlarına kadar hakkında ahkam kesemeyeceği film yok gibiydi. Varoluşçuluk; sadece bir felsefe olarak değil aynı zamanda bir edebi akım olarak da feci halde ilgi alanına girerdi. Camus ve Dostoyevski’nin kırması kendine özgü (elbette ki öyle olacak) bir yaklaşımı vardı. Spor; biraz fazla serotonin uğruna yapmayacağı spor yoktu. Bu yüzden kimilerine göre üniversite tercihinde dünyanın en olasılık dışı ikileminde kalmıştı. Ya spor akademisinde okuyacak, ya da edebiyat fakültesinde…

Aylin o yaz spor akademisine yazılacak, Ankara’da sürecek 6 yıllık bir eğitimin ve bin bir mücadelenin ardından tekrar bildiği, tanıdığı, güvendiği bu taşra kasabasına sigortacı olarak geri dönmek zorunda kalacaktı.

Utku’yla ilk tanışmaları tesadüf eseri olmuştu. Zaten Kaan, Aylin’le beraber olmaya başladıktan sonra ortalıktan kaybolmuş, mümkün olduğunca kendi arkadaş çevresinden uzak bir ilişki yaşamaya çalışıyordu. Kaan’ın bildiği bir şey varsa Aylin’i asla kendi arkadaş çevresine sokmaması gerektiğiydi. Çünkü o çevrede Kaan için de bir şeyler söylenirdi. Diyelim ki tutarsız, hayalci, korkak, yüzeysel, ukala, geleceği benzin döksen bile parlamayacak sık dile getirilen sıfatlarsa; “müzik yapmaya çalışan birisi işte” lafı ise sadece bir kaç kişiden oluşan bir grubun kullandığı sözlerdi.

Kaan’ın hayali albüm çıkarmak; en sevdiği müzisyenler ise “Düş Sokağı Sakinleri’ydi. Kaan Aylin’le çıkmaya başladıktan sonra bütün bu olumsuzlukları düzeltmeye çalışacak, hatta bir kaç kitap okuyup bir kaç film seyredecek, dost sohbetlerinden edindiği edebiyat ve sinema üzerine bellediği bir kaç lafı Aylin’i etkilemek için ezber çantasına koyacaktı.

Kaan o yaz üniversiteyi kazanamadı. Ondan sonraki iki sene de böyle sürdü. Ailesinin dershaneye verecek parası kalmadığında da Ankara’da Hititoloji bölümüne yazılarak en azından taşranın boğuculuğundan kurtulmayı başardı. Aradan geçen on beş yılın ardından Kaan’ın şu anda nerde ne yapmakta olduğu ise bir muamma olarak kalmaya devam edecekti.

Aylin, Utku’yu ilk gördüğünde yalnız başına bir masaya oturmuş birşeyler karalıyor ve votka içiyordu. Siyah saçlı, uzun boylu, zayıf bir çocuktu. Yüzü güneşten yanmıştı. Kadehi her kaldırışında bembayaz dişleri parlıyordu. Sanki evinin bir köşesinde oturuyormuşcasına rahattı. Aylin onu gördü çünkü Utku da onu görmüştü.

Kaan durumun farkında olmayarak uzak bir masaya yöneltti Aylin’i. Orada öylece oturdular. Havadan sudan konuştular. Bir kaç saat sonra kalkarken Kaan mecburen ve biraz da mahcubiyetle ayaküstü Aylin ve Utku’yu tanıştırdı. Aralarında geçen konuşma aynen şuydu:

Leave a Comment