07 Ağustos 2002
1. Tefrika
Onlarca iğne kaybettim odamda, yalınayak gezmesen iyi olur. Dalgınım bu sıralar, senin gelmeni beklerken aradım ama bulamadım hiç birini.
Evet biraz dağınık ortalık, kusuruma bakabilirsin benim için önemi yok ne de olsa. İnsanlar bu günlerde kusur aramak peşinde koşmuyorlar mı zaten.
Sana sadece çay ikram edebilirim. Sen de sever misin benim gibi acı çayı. Kahvehanelerin kokusunu hatırlatır bana fazla kaynamış çay, bir de duman altı olursa oda…
Şurada terlikler ve işte bir bardak, sen de benim gibi fazla oturmayı sevmiyorsun galiba, ama görüyorsun ne çok miskinlik yapıyorum, koltuğun minderi çökmüş. Neyse ki yeniden kabartılınca o kadar da acıtmıyor kıçını…
Sigara kullanmıyorum artık, henüz gencim, ölmek için daha hızlı yöntemler var. Gülümsemene inanmasam da yine de sağol ben kendiminkini vereyim sana…
Evet kimilerinin midesini bulandırır bu koku, ben de hep düşünürüm, sana neyi hatırlatıyor.
Eskiden akşamüzeri geçtiğim bir yol vardı iki tarafı çimlerle kaplı…
Babanın üstüne mi sinerdi… o yoldan ne zaman geçsem hele bir de çimler yeni kesilmişse askerliğimi hatırlarım, koku hafızası diye bir şey duymuş muydun? Kış ortasında yazdan kalma plaj havlularını koklardım içimi ısıtmak için, ne kadar yıkarsam yıkayayım geçmezdi onlardan tuz kokusu…
Hayır, sadece maddenin kendisini görmeden de anıların canlanabilir. Yolda yürürken aniden burnuna gelen bir parfümün sahibini görmen gerekmez anılarının canlanması için.
Küçükken ilk hatırladığım şey kardeşimin eve getirilişiydi. Pencereden, annemin kucağında kız kardeşimle arabadan inişini gördüğümü hatırlıyorum. Üç yaşındaydım o zaman, sabah kahvaltısını yapıyorduk ve ocaktaki çay yine fazla kaynamıştı. Anaannem o kadar da dalgın değildi henüz. Sonradan öyle oldu…
Son gördüğünde nasıldı ki? Tabii iyi zamanlarıydı onlar, sonradan tuvalet yerine küveti kullanmaya başladı, ama düşmeden önce en son gördüğümde o kadar sağlıklıydı ki. Ne kalbi ne tansiyonu kalmıştı, şeker, romatizma o bile geçmişti. Doktorlar düşünme yetisini kaybettiği için fiziksel rahatsızlıklarından tamamen kurtulduğunu söylediler. İnan benden hızlı yürüyordu nasıl yürüdüğümü bilirsin.
Bu bacaklar … Kilometrelerce yürürdüm eskiden biliyor musun bir keresinde evden tatile çıkıyorum diye yürüyerek yola çıkmış sonraki kasabaya gelene kadar helak olmuştum, bütün gün boyunca otuz kırk kilometre yürümüş soğuktan ellerim ve ayaklarım donmuştu.
Öyle spor ayakkabımız falan da yok, plastik bot giymiştim su geçirmesin diye, gerçekten su hariç her şeyi geçiriyordu. Sonra ilk defa spor ayakkabı giydiğimde hani şu bilim ve teknoloji ürünlerinden, hemen koşasım gelmişti, o kadar hafifti ki, işte büyük yolculuğumu yapmaya o zaman karar vermiştim…
© 2026 enderayna.com | Powered by Sodamedya Interactive
Leave a Comment