
19 Ağustos 2008
Hazırım
Bu mümkün olduğunca hızlı ve acısız olsun.
20 yıl önce evde yalnız kaldığı günlerden birinde karanlığın içinde parlayan bir çift göz gördü. Çocuk 8 yaşında, annesi ilkokul öğretmeni, o sabahçı annesi öğlenci, babası memur. Tam 3 kardeşler. Çocuk iki numara. Bir ve üç numaralar okulda. Çocuk kara saçlı, çelimsiz ama boyu uzun; belli yağız bir delikanlı olacak büyüdüğünde. Ama şu anda küçük. İçinde büyük bir korku, yapayalnız… Karanlık onun için evin ışık almayan odası. Eletrik düğmesi odanın içinde, dolabın arkasında. Uzanamıyor. Gözler hareketsiz. Kırmızı. Bir an bile parlamaktan vazgeçmiyorlar.
Çocuk bundan iki sene önce ilk kavgasına karıştı. Bir gurup beşinci sınıf öğrencisi ondan para istedi. Diyelim ki kantinden simit alacaklardı. Borç. Yarın geri verecekler. Çocuğun cebinde tam olarak bir simit, bir gazoz parası var. Annesi sıkı sıkı tembihlemiş “Başka bir şey için harcama.” Vermek istemiyor. Büyükler ısrarcı. Çocuk direniyor. Direnirken ilk defa korkuyor. Korkunun kaynağı belli. Babası onu yeni dövdü. Eve yemek saatinden sonra geldi. Babasının elindeki sopa kendini korumaya çalışırken parmaklarına indi. Şu anda yumrukları güçsüz, sağ elinin serçe ve yüzük parmağında doktorun deyimiyle “doku zedelenmesi” var. Tırnaklarından biri çıkmak üzere. Fiziksel acının ne demek olduğunu biliyor. Karşısındakilerin ona acı verebileceklerini biliyor. Acı duymaktan korkuyor. Korkusu daha çok tedirginlik gibi. Harekete geçmeye hazır bir korku onunkisi. Üstüne saldırsalar ya kaçacak ya karşılık verecek. Kaçmıyor. Yumruklarını sıkıyor ve ona karşı içlerinden birisinin hamle yapmasını bekliyor.
İki yıl önce yapacağı hareketin sonuçlarını tahmin ediyordu. En kötü ne olabilir biliyordu ki o da olmadı. Eni konu beş on saniye tekme ve yumrukla saldırdılar diğer çocuklar. Sonra kaçtılar. Biraz sızı hissetti. Çenesinde, galiba karın boşluğunda, sırtında ve kaval kemiğinde. Parası cebinde kaldı. O günden sonra benzeri durumları hep yaşadı. Her zaman aynı şeyi söyler, işte halen de söylüyor. En kötü ne olabilir ki? Korkusuna hükmettiğini düşünüyor. O sıralar bir çok şeye hükmettiğini düşünüyordu. Ailesi, bir ve üç numara, dersler ve gündelik hayata ait ne varsa hariç. Hükmedebileceği evren bütün bunlardan daha değerli.
Şu anda durum farklı. Karşısında ne olduğunu bilmiyor. Korku karanlık odanın kapısını açtığı anda onu ele geçirdi. Yavaş değil. Aniden. Korkusu ağır bir taş gibi. Eylemsiz. Şu anda o kapıyı ne için açtığını bile bilmiyor. Kapı kolunu bırakmıyor. Öylece amacından habersiz bir heykel gibi gözlerini kırpmadan bakıyor.
Çocuk 8 yaşında. Karanlık odada. Onun için yazılan hayatı yaşamaya hazırlanıyor.
© 2026 enderayna.com | Powered by Sodamedya Interactive
Leave a Comment