Neler oluyor?

03 Ağustos 2012

Anlatayım….

Ben çocukken bir gün, elimdeki arabanın nasıl olup da hareket ettiğini anlamaya karar verdim. Yaklaşık 5. kattan ( yaklaşık diyorum çünkü apartman öyle garip bir mimariye sahipti ki kimi katların arası çok dar, kimilerinin çok geniş, kimileri gerçekte var, kimileriyse yoktu) onu aşağı attım. Koşarak indiğimde, ben heyecanla arabanın içinden çıkıcak bir takım minik makinist adamların cesetleriyle karşılaşmayı beklerken, karşıma abuk sabuk metal parçaları çıktı. Daha sonra o parçaları toplayıp itinayla bir araya getirmeme rağmen araba bir daha hiç çalışmadı. Yine de istendiğinde sevgiliyi okuldan almak, beraber kır gezilerine çıkmak, yarış yapmak için kullanılabiliyordu. Hatta tekeri bile patlıyor, benzini bitiyordu. Hatta ve hatta konuştuğu bile oluyordu. Derken parçalanmış arabamı gören birileri “Bozdun” dedi. Ben de bozulduğuna ikna oldum. Kaldırıp çöpe attım ve biriktirdiğim harçlığımla yenisini aldım.

Anlatayım…

Ben ilk gençliğimde bir gün ağaca çıktım. İncir ağacıydı. Kocaman bir incir ağacıydı. İncir ağaçlarını bilir misiniz? Tırmanması kolaydır. Kalın dalları vardır. Yaprakları sizi rahatsız etmez. Tabii koparmadığınız sürece… Ağaçta bulunma sebebim belliydi. Komşunun televizyonundan playboy seyretmek. Ses duyulmuyordu ama görüntü netti. Çok net. Playboydaki kızlar güzeldi. Yaz akşamında ağacın tepesinde olmak güzeldi. Cırcır böcekleri eşliğinde taptaze ciğerlere sigara çekmek sonra da üflemek güzeldi. Hava o kadar ağırdı ki duman dağılmadan bi süre asılı kalıyordu. Bir dumana bir sigaraya bir televizyona bir onu izleyen adama bir ağaca, bir de böceklere baka baka zaman geçip gidiyordu. Sonra adam ani bir hareketle yerinden kalktı pencereye doğru yaklaştı. Ben ani bir hareketle oturduğum daldan zıplayıp ağaçtan inmeye çalışırken düştüm. Kafamı dallara çarpa çarpa düştüm. Ertesi gün yanağımda kocaman bir şişlik oldu. Ben kafamı çarptığım dala sövüp sayarken doktor bu şişliğe şüpheyle bakıyordu. Doktor “kabakulaksın” dedi. Kabakulak oldum. 10 gün yataktan çıkmadım. Kimseyle görüşmedim.

Anlatayım…

Ben ikinci gençliğimde bir gün sinemaya merak saldım. Bulabildiğim bütün kitapları topladım, oturdum, okudum. Okumakla kalmadım o kitaplarda adı geçen filmlerin hepsini buldum, izledim. İzlemekle kalmadım gidip sinema bölümüne girdim. Sinema bölümünde sinema öğrenmekle kalmadım; işletme, ekonomi, hukuk, istatistik, gazetecilik, edebiyat, televizyon ( en çok da televizyon), halkla ilişkiler okudum. Bunların hepsini oturdum çiğnedim çiğnedim çiğnedim tükürdüm. Tükürmekle kalmayıp tükürdüklerimi yaladım. Gittim çalıştım. Ticaret yaptım, yalakalık yaptım, ne amaca hizmet ettiğini bilmediğim hizmet sektöründe hizmetçilik yaptım. Geldim gördüm gidiyorum derken birisi “kal” dedi. Ben de kaldım. Bir daha hiç gidemedim. Hep gitmelerin hayalini kurdum.

Anlatayım…

Ben üçüncü gençliğimde bir kız sevdim. Kız o kadar güzel o kadar ince o kadar beyaz o kadar saftı ki; o kadar olur! Onun ne menem bir şey olduğunu merak ettim. Aldım içime koydum. Onunla yaşadım onunla nefes aldım. Onunla gördüm, onunla anladım. Onun ne menem bir şey olduğunu neden merak ettiğimi sorgulamaz oldum. Sonra aldım o kızı kustum. Kustuğum kızdan yeni bir kadın yarattım. Ben o kadının içinde “o kadar olur!” ları ararken, aslında hepsini yitirdiğini gördüm. Hüznümü doyasıya yaşarken ve yırtılmışken gökyüzü, bir dostumla karşılaştım. “O kadına olan aşkın bitmiş” dedi, aşkımı bitirdim. Bir daha hiç aşık olmadım. Olamadım.

Anlatayım…

Ben ölürken bir gün…

Leave a Comment