
01 Aralık 2013
Bir varmış, bir yokmuş; çok uzak bir galakside bir kız yaşarmış. Bu kızın bir dudağı yerde öbür dudağı gökte imiş. Konuşmaya bir başladı mı susmaz imiş. Tıpkı uzayda herhangi bir cisme verilen ufacık bir ivmenin bile ona teoride sonsuza kadar hareket kazandırması gibi bu kızımız da konuşmaya başladı mı teoride bu konuşma sonsuza kadar uzayabilirmiş.
En son bir milyon sekiz yüz bin yıl önce başladığı konuşması halen devam ederken; Leyla adındaki bu kızımızın ne vakit ve hangi dış etkene bağlı olarak susabileceği bilgisi de bunca zaman içinde çoktan unutulup gitmiş.
Leyla’in yaşadığı ufak değersiz ve gereksiz yeşil gezegen Olga’nın genç bilge yönetici ekibi bunca yıl boyunca yaptıkları tüm müdahalelere rağmen bu konuşmayı bir türlü susturamamış. Bu yüzden Olga gezegeni sakinleri zamanla evrim geçirerek -çok detaya girmeden kabaca açıklasak- iç kulak kemik sistemine yeni bir kemik ekleyerek Leyla’dan gelen ses dalgalarını bastırmayı başarmışlar. Bu sayede hiç denizi olmayan Olga gezegeninde Leyla sayesinde sürekli bir dalga sesi duyar olmuşlar. Ah o dalga sesi nasıl güzeldir bilirsiniz. Evrende yaşayan ve nefes alan hangi canlının hoşuna gitmez ki? Nitekim Olga’da da öyle olmuş; hatta bu yüzden Olga’da Leyla’ya yakın bazı evlerin fiyatlarında artış bile olmuş. Özellikle geceleri Leyla uykuya daldığında uykusunda konuşması adeta mehtaplı bir gecede durgun bir deniz kenarında gözünüzü kapattığınızda hissedeceğiniz bir huzur ve mutluluk verirmiş içinize. Hatta Leyla’ya yakın evlerde yaşayanların daha uzun yaşadıkları ve sabahları uyandıklarında yüzlerinin bebek tenlerince taze oldukları rivayet edilirmiş.
Oysa ki Leyla’nın içi kan ağlamaktaymış. Leyla’nın Olga’nın ölümsüz gökyüzünde yankılanan çığlıkları kurdun kuşun dışında hiç bir canlı için hiç bir anlam ifade etmediği gibi artık onun nerde olduğu bilgisi de kaybedilmiş durumda olduğu için varlığı bile çoktan unutulmuş. Neticede Leyla’nın tam bir milyon sekiz yüz bin yıldır söylediği o kısacık iki kelimeyi artık ne duyan ne de bilen varmış: YARDIM EDİN!…
Bir varmış, bir yokmuş; pek yakından bildiğimiz bir galakside Dünya denen gezegende bir adam yaşarmış. Bu adam kısacık hayatının büyük bir bölümünü SETI denilen bir projede harcar, yemeden içmeden gece gündüz gökyüzünden gelecek anlamlandırılabilir ufacık bir sinyali yakalamak için nöbet tutar dururmuş. Okyanus kıyısındaki evinde babasından kalan büyük mirası yemekle meşgul olan Serdar için Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması gönüllüleri arasında olmak var olduğunu anlamanın yegane yoluymuş. Böylelikle internet üzerinden Dünya’nın her bir yerine dağılmış 5.2 milyon gönüllü ile her an irtibat halinde kalabilirken aynı zamanda da ölümlü hayatını kendinden daha büyük bir projeye adamış olmanın huzurunu yaşar durumuş.
Arecibo radyo teleskobundan gelen verilerin analiz edilmiş halini inceleyen Serdar her gün saatlerce analizlerin sonuçları için beklermiş. Serdar diğer gönüllüler gibi kendi bilgisayarını da analiz için kullanıma açmış olmakla beraber kaldığı evin koca bir katını server odası haline getirmiş ve burdaki 46 yüksek işlemcili server ile analizlere doğrudan erişim hakkını da edinmiş. Böylelike Serdar her gece yatmadan önce güç tayfındaki sivrilen dalgaların aranması, yayın gücündeki Gaussian artışlarının ve azalmalarının aranması, üçlemelerin (tek satırdaki üç sivrilen dalga) aranması ve atmaların aranması (Atmalar genellikle dar bant dijital tarzda bir yayını gösterir) işlemlerinin sonuçlarını gerçek zamanlı olarak takip ediyormuş.
Her ne kadar Serdar bütün hayatını bu projeye adamış olsa da ve dünya dışı uygarlıkların varlığını kanıtlayan bir sinyal tespit edememişse de, üzerinde daha fazla çözümleme yapılması gereken pek çok sinyal kaydetmişmiş. Hatta 1 Kasım 2004 tarihinde dikkat çekici bir sinyal olan SHGb02+14 bizzat Serdar’ın tanıklığında çözümlenmiş ve kaydedilmiş. O zamandan bu yana geçen 9 yılı aşkın zamanda ise kaydedeğer bir gelişme olmamış ve SETI projesi ise bir çok kişi için gereksiz bir çaba olarak addedilir hale gelmiş…
Derken 25 Kasım 2013 tarihinde Serdar’ın bilgisayarı gece 03:33’de biplemeye başladı. Bunun tek bir anlamı vardı: Atmaların aranması sırasında kaydedilen bir sinyali yorumlayan SETI ana bilgisayarı tüm gönüllülere o gece çok önemli bir kaydı geçmiş olmalıydı. Serdar ise tam o anda sıkıntılı bir rüyada en sevdiği arkadaşını Gregor Samsa olarak görmekteydi. Bip sesini rüyasında belli belirsiz duymaya başladıkça arkadaşı giderek büyüyen bir böcek olarak onu yemek üzere üstüne gelmeye başladı. Her bip sesinde dokunaçlarını yanağında gezdiren dev Gregor tam Serdar’ın kafasını koparacakken Serdar aniden uyandı.
Uyanır uyanmaz yatağından fırladığı gibi salona koşan Serdar’ı ana bilgisayarın parlak ekranında o uzun zamandır görmek için öldüğü mesaj bekliyordu: Sinyal no ADGc023-12 dinlemek için tıklayın.
Serdar hiç vakit kaybetmeden mesaja tıkladı.
Mesaj herkes için anlaşılır bir şekilde çok güzel bir kadına aitti. Sürekli tekrarlanıyor ve her tekrarda sanki dalga boyu uzayarak yavaşlıyordu.
Mesaj Serdar’ın dilinde aynen şunu söylüyordu: YARDIM EDİN!
Serdar bunun üzerine tam olarak bir dakika kırk iki saniye düşündü. Kırk ikinci saniyenin sonunda ekranı kapatıp ana bilgisayarın fişini çekti…
Geriye kalan 5 milyon 199 bin SETI gönüllüsünün ise daha sonra yapılan değerlendirmelerde mesaja ortalama 36 saniye vakit ayırdıkları tespit edildi.
SETI yönetimi ise tam 23 saat boyunca süren haraketli tartışmaların ardından; 25 Kasım tarihini, Kadınlara Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü olarak ilan etti ve kayda geçirdi.
26 Kasım tarihinde ise ADGc023-12 numaralı sinyal açıldığında artık sadece kıyıya vuran dalga sesleri duyuluyordu.
© 2026 enderayna.com | Powered by Sodamedya Interactive
Leave a Comment