Çember

27 Temmuz 2009

Aşkın hayatına ‘bir güneş gibi doğacağını’ bir sabah uyandığında herşeyin; sokakların, evlerin, ağaçların, kedilerin, simitçinin, otobüsün, çöplerin, hep tıkalı kalmaya mahkum ızgaraların, bozuk paraların; çevrendeki her şeyin parlayacağını ve iştah açıcı olacağını sanıyorsun.

Aşk geldikten sonra bunların birer birer gerçekleşmesi, dudaklarına yapışıp uzun süre orada kalacak, ama şaşkınlıktan mı, huzurdan mı yoksa sinirden mi kaynaklandığı belli olmayan koca bir gülümseme yaratıyor.

Derken bir gün geliyor; sokakların dar, simitçilerin kaba, otobüsün gürültülü, çöplerin pis kokulu olduğunu görüyorsun. Kendi ağzından çıkan sözler, kendi gözlerindeki bakışlar, kendi ellerinle yaptığın dokunuşlarla ve bunların gerçekliğini karşındakine inandırarak, karşındaki seni aynadaki gibi yansıtıyorken bitiyor aşk.

Bilmem kaçıncı kez kendine attığın kazığın acısını dindirmek için cahilce ‘değiştirilemeyecek şeyler betimlenmelidir’ deyip, yeni bir betimleme yapıyorsun aşka: ‘Aşk çemberin dışına çıkma çabasıdır’

Leave a Comment