04 Ağustos 2009
Otobuste. 4’lü grup şeklindeki koltuklarda. Tam karşıma geldi oturdu. Ufak tefek görünüyor ama cıvıl cıvıl. Başım önde. Elimdeki kitabı okuyormuş gibi yapıyorum.
Onun elleri alabildiğine beyaz. Tırnaklarında cila var. Kucağında kocaman bir diz bilgisayarı taşıyor. Atkısı göğsünden sarkmış, parmaklarıyla sürekli püsküllerini çekiştiriyor. Minik bir ağzı ama dolgun dudakları var. Yüzü bebek tenlerince taze, gözlerinde bir yerlerden hatırladığım belli belirsiz bir ışıltı. Gözleri kahverengi, saçları da öyle. Saçları uzun, gelişigüzel toplamış ama belli kolay söz geçirilemeyecek türden asi saçlar bunlar.
Yanında kız arkadaşı. Sürekli konuşup gülüşüyorlar. Otobüsün camından dışarıyı izleme bahanesiyle yansımasına bakıyorum. Ben baktıkça güzelleşiyor. O güzelleştikçe ben bakıyorum. Bir an için gözlerimi yakalıyor. Hemen kitaba dönüyorum.
Şimdi bakışlarını üzerimde hissediyorum. Ben onu bir yerden tanıyorum. O da beni tanıyor biliyorum. Fazla mı erken tanışmıştık ya da fazla mı geç olmuştu? Hatırlamıyorum. Göz ucuyla dudaklarını ve dudaklarına düşen saçlarını görüyorum. Kafamı kaldıramıyorum.
Okuduğum kitaptan bir sayfayı çeviriyorum. Sonra bir diğerini. Gözlerim harfleri algılıyor. Aklım başka yerde. Bana ergenlik zamanlarımı çağrıştıran karşı konulamaz bir heyecana kapılıyorum. Acaba konuşsam mı? Ona “seni bir yerlerden tanıyorum ben” desem ne olur? Vazgeçiyorum. Bu cümlenin bir çok kişi açısından ne kadar klişe olduğunu farkediyorum. Bu cümleyle tavlamaya çalıştığım kızları, tavladıklarımı ve tavlayamadıklarımı hatılıyorum. O zamanlar bu cümlenin öneminin nasıl olup da farkına varamadığıma şaşıyorum.
Neşeli kahkahalar bölüyor düşüncelerimi. Nedense ben düşünürken kızların aralarında benim hakkımda fısıldaştıklarını kuruyorum. Bana mı gülüyorlar? Yüzüm mü kızardı? Bu beceriksizlik, bu ellerini nereye koyacağını bilememe durumu ne? Ben unutmuştum bütün bu duyguları!
Anlatarak ya da betimleyerek kirletmenin bir anlamı yok ki onları. Ne kadar zor kurgusal olmadığında yaşadığım şey, neden böyle kekeliyorum. Neden böyle terliyorum. Niçin her kelime bu kadar ağır?
Sonra kendi kendimi karşımda sıradan birisi oturuyormuş gibi düşünmeye zorluyorum. Kafamı kaldırıyorum. Ona bakıyorum. Evet işte bu! Üstünlüğü ele geçirdim tekrar. Artık o gözlerini kaçırıyor benden. Bense doyasıya onu seyrediyorum şimdi.
Gülümsüyor. Aklına bir şey gelmiş gibi. Kendi kendine. O kadar doğal ve o kadar tatlı işte. Tatlı kelimesi ne kadar yakıştı ona. Otobus sallanıyor, dizlerimiz bir an için birbirine değiyor, acele çekiyor kenara ve tek bir kelime dökülüyor ağzından:
Pardon…
Cevabım sadece yarım bir gülümseyiş oluyor.
Arkamı dönüyorum. Bir sonraki durak benimki.
İnmeden önce ona bir not yazıp versem mi?
Çok geç ama her şey için. Not vermek için de geç, aşık olmak için de…
En azından diyorum, eski bir dosta selam verir gibi selam vermem gerekiyordu. Ne de olsa ben bu kızı bir yerden tanıyorum ama,
fazla mı erken tanışmıştık ya da fazla mı geç olmuştu? Hatırlamıyorum
© 2026 enderayna.com | Powered by Sodamedya Interactive
Leave a Comment