Bu bir rüya olmalı

05 Aralık 2013

HaHaHa…Ha?

Rüyamı ortasından hatırlıyor olmak garip tabii. Ama hatırladığım yer tam olarak burası. Kahkahalarla gülüyorum bi şeye ama sonra duruyorum ve neler oluyor minvalinde soruyorum. Ha?

Soruyorum çünkü o anda karşımda duran eli sopalı bir grup adam birden bana saldırmaya başlıyor. İlk birkaç darbeyi yedikten sonra kaçmaya başlıyorum. Kaçarken baya karanlık bir ormana dalıyorum. Ben ormanın derinliklerine ilerledikçe adamların sesleri daha da yakından gelmeye başlıyor, onların sesleri yaklaştıkça ben daha hızlı koşmaya kurtulmaya çalışıyorum çünkü bu sefer adamların elinde sopa değil kesici bir takım aletler olduğunu biliyorum. Birisi koca bir balta taşıyor öbüründeyse kasap bıçağı olmalı herhalde. Bu adamların nerden baksan on onbeş kişi olduğunu düşünüyorum. Ormanda ilerledikçe ağaçlar da sıklaşmaya başlıyor. Ağaçlar sıklaştıkça koşmam yürümeye dönüşüyor. İlerlemekte giderek zorluk çekmeye başlıyorum. Üstelik birden gece de bastırıyor. Neyse ki adamların sesi giderek derinleşiyor ve ağırlaşmaya başlıyor.

Ellerimin yardımıyla önüde uzanan dalları kenara çekerek ağır aksak ilerlerken gerçekten göz gözü görmeyen bir karanlıkta ilerlediğimi farkediyorum. Bu yüzden derinlik algım da yok olmaya başlıyor. Bi süre sonra başımın döndüğünü hissediyorum. O kadar çok su kaybetmişim ki sanki artık terlemiyorum bile. Ellerimle önümü yoklarken ağaç dalları yüzünden eğilmek zorunda kalıyorum, sonra dallar sırtımı bile kaldıramayacak duruma gelmemi sağlıyor, sonra sanki dallardan oluşan eller beni toprağa bastırmaya başlıyor. Kendimi yerde sürünürken buluyorum…

Peşimdeki adamlar kimdi ve beni neden kovalıyorlar diye düşünürken düpedüz bir kayaya tosluyorum. Ellerimle sağı solu yoklayıp bir çıkış yolu ararken aslında geriye dönmek dışında bir çıkış yolu olmadığını anlıyorum. Üstelik bu sefer adamların sesleri de tekrar duyulmaya başlıyor. Sanki kayanın hemen ardından benim adımı sesleniyorlar. Ama bu sefer adamların ellerinde kocaman ağlar var. Ağları sözcüklerle örmüşler, ağları dilleriyle örmüşler, ağları yapış yapış…

Sürünerek geri dönüyorum. Ağaç dalları giderek seyrekleşirken ben de sırtımı doğrultup biraz kemiklerimi rahatlatabiliyorum. Her halde saatlerce yol almış gibi yorgun hissediyorum kendimi. Ama nedense daha on adım bile atmamışken yine dallar sıklaşmaya, beni aşağıya doğru eğmeye başlıyor.

On dakika sonra yine kendimi yerde sürünürken buluyorum. Ve düpedüz bir kayaya tosluyorum…

gun5

Leave a Comment