Çatlak

21 Ağustos 2009

Uzun bir yolculuktan sonra vardığı çölün ortasında, sıcaktan değil, güneş yanıklarının acısından ter döküyordu. Birkaç kat soyulmuş derisinin pembe ve yumuşak görüntüsü iştah açıcıydı. Salgın hastalık söylentisinin çıktığı günden bu yana kendisini cezalandırırcasına, kafasını kaldırmadan, parmak uçlarına bakarak ve hiç durmadan konuşarak yürümüştü. Ne söylediğini kendisi bile bilmiyordu; çatlaklardan öte, derin yarıklar açılmış dudaklarından çıkan sesler, her şey gibi buharlaşıp yok oluyordu. Bacakları başlangıçta güçlü ve kaslıydı. Yere her bastığında sert toprakta bile derin izler bırakırdı. Derisinin sivrisinek geçirmez kalınlığında güçlü kaslar gizliydi. Dışardan bakıldığında heybetli görünmese de ava çıktıklarında arkadaşları bilirdi, en uzun süre iz sürebilen adamla beraber olduklarını. Ayrıntıları taramaya alışkın gözleri ormanın tabanında oluşan en ufak bir değişimi bile yakalardı. O yüzden kaldırmamıştı kafasını, sonsuz kum denizindeki durağanlığı görmek, ufka kadar uzanan kum tepelerinin ardında hiçbir şeyin olmadığı gerçeğini aniden fark etmek demekti. Yo, hayır bunu kaldıramazdı, o bir amaç için buradaydı. Bir amacı vardı, bir şeyi arıyordu… Yaşayan bir şeyi…

Kendisini bildiğinden bu yana anlatılırdı hikayesi. O zamanlar korkardı ondan. Yaşlıların o hikayeyi anlatmaması için yalvarırdı. Ama hiçbir kaçışı yoktu, hikayeye ait tek bir kelime bile duysa tüyleri diken diken olur, oradan uzaklaşmak ister, ama yapamazdı. Yaratığın, hikayenin sonunda kazandığı tartışılmaz zafer, ondan hem korkmasına hem de ona hayranlık duymasına sebep oluyordu. Onu avlamaya çalışanlar başarısızlığa uğradıkça ve kurbanları çoğaldıkça kendine bile itiraf edemediği garip bir hazza kapılıyordu. Zaman zaman köye gelen tacirlerden duyduğu onunla ilgili her yeni olayı defalarca kez anlattırıyor, her ayrıntısını belleğine kazıyordu. Bir gün onunla yüzleşecekti, hayattaki son efsaneyi alt edecek, kahramanını kendi elleriyle avlayarak bedenini sunacaktı diğerlerine. Şimdiye kadar çıktığı her yeni av aslında ona doğru yaklaşma çabasıydı. Toprakta, ağaç dallarında, rüzgardaki kokuda bulduğu izler ve ulaştıkları avlar diğerlerini sevindirse de, o kandırıldığını düşünür, kendisini yetersiz hissederdi. Her seferinde daha uzağa, ormanın derinliklerine, hiç kimsenin bilmediği yerlere doğru, gece gündüz hiç durmadan iz sürmeye başladı. Bazen haftalarca köye dönmediği oluyordu. Bir yerden sonra yanındakiler onu takip etmekten yorulup yalnız bırakmaya başladılar. Arkasına hiç bakmadığı için, kendi kendine konuştuğunu anlaması uzun zaman aldı. İşte! derdi, yaprak hala çürümemiş, kökünü görüyor musun kuruyup düşmemiş, kırılmış, işte burada bir iki tane daha var ama toprakta hiç iz yok, uçarak ilerliyor olmalı. Evet kokuyu alıyor musunuz tepenin ardında bir leş var, hadi hızlı olalım şansımız varsa diğerleri leşi parçalamadan onun diş izlerini görebiliriz, hala bir günlük yolumuz var.

Sonra bir gün yosun kaplı orman tabanında olağan dışı bir açıklık gördü. Yaklaştıkça avını gözleyen aslan gibi eğilip kafasını ileriye uzatıyordu. Eliyle arkadakilerin susması için küçük bir işaret yaptı. Dizlerinin üzerine çökerek yavaşça toprağa yatıp sürünmeye başladı. En ufak bir belirtiyi bile kaçırmaya niyeti yoktu. Açıklığa vardığında kahverengi topraktaki izleri gördü.

Yere çömelerek, kanıtı daha dikkatli inceledi. İzlemekte olduğu patika başkasıyla kesişiyordu. Onun için izleri okumak çölde su bulmak kadar kolaydı. Hızlı devinen bir hayvanın ayak izleri daha ince uzun bir yapıda simetri sergilerler. Hafifçe sakat bir hayvan yaralı ayağına özen gösterir ve ona daha az ağırlık bindirir, daha yüzeysel bir iz bırakır. Ağır bir hayvanın izleri ise daha derindir ve geniş çukurlar açar. Doludizgin koşan hayvan sürüsü sıcaktan korunmak için bulabildiği her türlü gölgeyi kullanır. Ağaç gölgelerinden kısa süre de olsa yararlanabilmek için izledikleri yolu değiştirmeyi yeğlerler. İzlerdeki sapmaya bakarak hayvanların ne kadar zaman önce geçtiğini tahmin etmek kolaydır.

Evden kilometlerce uzakta ve grubun diğer üyelerinden ayrıldığının farkına varmadan Nxou açıklıktaki izlerin yanında, aniden kendi başka bir dizi ayak izine rastladı. Hemen ardından ellerini izleyeceği patikaya hafifçe vurup, dişlerinin arasından rüzgar gibi bir ses çıkarıp ok gibi fırladı. Sırtındaki yay e zehirli oklara rağmen maraton hızında koşmaya başladı. Onu tam tahmin ettiği yerde tam tahmin ettiği şekilde bulacağından emindi…

Leave a Comment