
29 Haziran 2016
İç güdüsel olarak sandalyesini biraz daha fazla güneş ve hava alabilmek için pencereye doğru sürükledi.
Ne var ki tahta döşemedeki oyuğa takılan ayaklardan birini bir türlü kurtaramadı. Odanın yarı aydınlık köşesinde çaresizce kalakaldı.
Kafasını uzatıp sokağa bakabilse belki her şey çok farklı olacak, aşağıdan fışkıran tüm o curcunanın içinde tekrar yeşerecekti.
Sandalyeye çaresiz yığıldı.
Omuzlarına bastıran görünmez ellerin ve göğüs kafesinden yükselip karanlık gözlerinde yığılan dumanların arasında giderek yitmeye koyuldu.
Kafasında önce bir karıncalanma ve ardından ölümcül bir uyuşukluk hissetti.
Bilinçsizce başını ellerinin arasına alarak sıktı. Ufacık kütlesi daha da ufaldı. Altındaki sandalye onun küçüklüğüne inat umarsızca çatırdadı:
– Ateşinizden korkmam ki ben. Zehrinizden korkmam.
Odanın duvarları üzerine çökmeye başladığında sesler de ışık da tanımlanamayan hayallere dönüşmüştü.
Işıktan sonra renkler. Sonra nefesi yitirdi. Duvardaki sıva kendini kurtarıp yavaşça yere süzüldü:
– Oysa her şey bambaşka olabilirdi ve yine de bir anlam taşırdı…
Odayı en son zaman terketti. Giderken o anın, o son gerçek anın anısını sahibine bağışladı.
– Tıpkı bir fotoğraftaki gibi. Sonsuz ve acımasızca gerçek.
© 2026 enderayna.com | Powered by Sodamedya Interactive
Leave a Comment